Gıdanın Birincil Üretimi Nedir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme
Gıdanın birincil üretimi, insanlığın var oluşundan bu yana hayatımızın merkezinde yer alan bir konu. Ama bu sadece tarla veya bahçe işlerinden ibaret değil. Gıdanın üretimi, çok daha derin ve karmaşık sosyal, ekonomik ve kültürel yapılarla ilişkili. İstanbul’da her gün sokakta gözlediğim sahneler, bu basit ama derin soruya dair birçok anlam katmanı ekliyor. Peki, gıdanın birincil üretimi nedir? Birçok açıdan ele alınabilir: Çiftçilik, hayvancılık, balıkçılık ve daha pek çok üretim şekli. Ancak ben bunu sadece üretim süreciyle değil, bu üretimi gerçekleştirenlerin toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet çerçevesinde nasıl etkilendiğiyle birlikte incelemek istiyorum.
Gıda Üreticilerinin Çeşitliliği ve Toplumsal Cinsiyet
İstanbul’un kalabalığında, her sabah işe giderken sokakta gördüğüm manzara, gıda üreticilerinin dünyasının ne kadar çeşitli olduğunu bana hatırlatıyor. Birçok kadın, erkek, genç, yaşlı, göçmen ve yerli, farklı koşullarda gıda üretiyor ve tüketiciyle buluşturuyor. Ancak bu çeşitlilik, çoğu zaman eşit bir paylaşımın simgesi olmuyor. Çiftçilik ve hayvancılık gibi işlerin büyük kısmı hala kadınlardan çok erkeklerin egemenliğinde. Bunun yanında, gıda üretiminin en zor işlerinde kadınların çok daha fazla yer aldığını görmek mümkün. Mesela, köylere gittiğimde kadınların tarlada çalışırken, erkeklerin daha çok idari işlerle ilgilendiğini gözlemledim. Kadınlar, sadece tarla işçiliği yapmakla kalmıyor, çoğu zaman ev içi üretimle ilgili işleri de sırtlanıyorlar. Oysa bu durumun gıda üretiminin değerini etkilemesi gerekir, değil mi?
Toplumsal cinsiyetin gıda üretimine etkisini düşündüğümde, aynı zamanda İstanbul’daki mahalle pazarlarında karşılaştığım manzaralar aklıma geliyor. Kadınlar çoğu zaman pazarda ürün satarken, pazarlık yapanlar genellikle erkekler oluyor. Bu, görünmeyen ama var olan bir güç dengesizliğini simgeliyor. Kadınların gıda üretimindeki emeği, hala yeterince tanınmıyor ve bunun sonucunda kadınların sosyal ve ekonomik olarak daha fazla dışlandığı bir sistem ortaya çıkıyor.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet: Kimler Gıdanın Birincil Üretiminden Faydalanıyor?
Toplumsal cinsiyet sadece gıda üretimini değil, aynı zamanda bu üretimden kimlerin faydalandığını da şekillendiriyor. Çeşitliliğin ve sosyal adaletin olmadığı bir sistemde, gıda üretimi çoğu zaman belli grupların elinde yoğunlaşıyor. Sokakta yürürken bir yandan aklımda bunlar dönüyor. Gıda üreticilerinin çoğu, tarımda, gıda işçiliğinde çalışanlar, çoğunlukla düşük gelirli ve göçmen kökenli insanlar. Bu kişiler, her gün ağır koşullarda çalışarak, dünya çapında gıda üretiminin bel kemiğini oluşturuyorlar. Ancak en düşük maaşları alıyor, çalışma koşulları ise oldukça kötü. Bu, gıda üretiminin sürdürülebilirliğini tehdit eden bir durum. Birincil üretim, yalnızca yoksul kesimlerin sırtında değil, aynı zamanda onları daha da yoksullaştıran bir sistemin parçası haline geliyor.
Toplumsal Cinsiyet ve Çiftçilik: Kadınların Gözünden
Birçok kadın çiftçi, iş gücüne katılmak istese de toplumsal engellerle karşılaşıyor. Bir kadının “tarla işçiliği yapması” hala toplumsal bir tabu olabilir. İstanbul’da çalıştığım sivil toplum kuruluşunda, bu konu üzerine pek çok kadınla sohbet ettim. Kadınlar, çoğu zaman erkeklerle aynı şartlar altında çalıştıkları halde, çoğu zaman o emekleri gözle görülür bir şekilde takdir edilmiyor. Bunun yanında, kadınların kırsal alanlarda karşılaştığı zorluklar sadece iş gücüyle sınırlı değil. Eğitim, sağlık hizmetlerine erişim gibi temel sosyal haklardan da genellikle daha fazla mahrum kalıyorlar.
Gıdanın Birincil Üretimi ve Sosyal Adalet: Sürdürülebilir Bir Gelecek İçin
Sosyal adaletin sağlanması, gıda üretiminde de geçerli olmalı. Birçok kişi için gıda, sadece bir ihtiyaç değil, aynı zamanda bir hak. Gıda üretiminin tüm yönleriyle sosyal adalet bağlamında ele alınması gereken bir konu. Gıda üretiminin, iş gücü, emeğin eşit paylaşımı ve çevresel sürdürülebilirlik açısından doğru bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Bu yüzden, gıda üreticilerinin durumunu iyileştirmek ve daha adil bir sistem kurmak, her birimizin sorumluluğunda. İster İstanbul’da, ister köyde, gıda üretimi yapan kadınların, erkeklerin ve diğer tüm grupların eşit fırsatlara sahip olması gerektiğini unutmayalım.
Son Söz: Gıda Üretimi ve Eşitlik İçin Ne Yapabiliriz?
Gıdanın birincil üretimi, bizim her gün kullandığımız, ama çoğu zaman değerini bilmediğimiz bir alan. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bu alanda eşitliği sağlayacak temel unsurlar. Hepimiz, gıda üretiminin sadece bir ekonomik faaliyet değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olduğunu unutmamalıyız. Kadınların, göçmenlerin, düşük gelirli bireylerin ve diğer grupların emeği, adaletli bir sistemde hak ettiği şekilde karşılanmalı. Sokakta, işyerinde, okulda, pazarda… Herkesin eşit fırsatlarla gıda üretimine katkı sağladığı, daha adil bir dünya için hep birlikte hareket etmemiz gerektiğine inanıyorum.