İçeriğe geç

Orta Çağ neden karanlık çağdır ?

Orta Çağ Neden Karanlık Çağdır? Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir Analiz

Tarihsel bir dönemin “karanlık” olarak adlandırılması, ilk bakışta derin bir anlam taşıyan bir ifade olabilir. Orta Çağ, Batı Avrupa’da genellikle “Karanlık Çağ” olarak tanımlanır, ancak bu kavramın neyi ifade ettiğini anlamak, insanlık tarihinin en önemli kırılmalarından birine ışık tutmak demektir. Karanlık bir çağın tanımı, salt bilimsel geri kalmışlıkla mı, yoksa güç ilişkilerinin ve toplumsal düzenin baskılayıcı doğasıyla mı ilgilidir? Orta Çağ’ın “karanlık” olarak nitelendirilmesi, büyük ölçüde iktidar, kurumlar, ideolojiler ve yurttaşlık gibi siyasal temalar üzerinden şekillenen bir eleştiridir. Bu yazıda, Orta Çağ’ın “karanlık” olarak anılmasının arkasındaki nedenleri, siyaset bilimi perspektifinden incelerken, iktidarın yapısı, meşruiyet, toplumsal katılım ve demokrasi kavramları üzerinden günümüzle de karşılaştırmalar yapacağım.

Orta Çağ’da İktidar ve Güç İlişkileri

Orta Çağ’ı “karanlık” olarak tanımlayan düşünürlerin en belirgin argümanı, bu dönemin gücün tek elde, genellikle de dinsel kurumların elinde toplandığı bir dönem olmasıdır. Orta Çağ Avrupa’sında, özellikle Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünün ardından, feodalizmin yükselmesiyle birlikte, siyasal gücün yoğunlaşması önemli bir rol oynamıştır. Bu dönemde, egemenlik genellikle kilisenin elindeydi ve krallar ya da feodal beyler, kilisenin verdiği meşruiyetle iktidarlarını sürdürebiliyordu. Dolayısıyla, iktidarın kaynağı sadece dünyevi güçlerde değil, dini inançlarda da yatıyordu.

Bu durumu, günümüzle kıyasladığımızda, modern demokrasilerde iktidarın halktan türediğini söylemek mümkünken, Orta Çağ’da iktidar daha çok bir elit kesimin, genellikle din adamları ve feodal beylerin elinde toplanmıştı. Feodal yapının sert hiyerarşisi, toplumsal sınıfların katmanlı yapısını pekiştirirken, bireylerin toplum üzerindeki etkisini neredeyse imkansız hale getiriyordu. Bu, halkın katılımını ve dolayısıyla toplumsal sözleşme anlayışını son derece sınırlayan bir durumdu.

Meşruiyet ve Toplumsal Hiyerarşi

Orta Çağ’da meşruiyet, yalnızca dini ve feodal normlar çerçevesinde şekillenmişti. Bu, halkın kendi iradesiyle değil, iktidarın kendi kendini meşrulaştırmasıyla şekillenen bir iktidar anlayışıydı. Kilise, egemenliğini “Tanrı’nın iradesi”ne dayandırarak meşruiyetini sağlarken, krallar da aynı şekilde Tanrı tarafından kutsandıklarını iddia ederek güçlerini pekiştiriyorlardı. Meşruiyetin bu şekilde inşa edilmesi, halkın egemenliğe dair herhangi bir soruyu ya da karşı duruşu dile getirebilmesinin önüne geçmişti.

Günümüzde ise meşruiyet, demokratik seçimler, hukukun üstünlüğü ve halkın iradesine dayalı süreçlerle sağlanır. Ancak, bu tür meşruiyet anlayışları da zaman zaman sorgulanabilir hale gelebilir. Bugün dünya genelinde bazı otoriter rejimler, kendi iktidarlarını yine dini ya da geleneksel normlarla meşrulaştırmaya çalışırken, Batı demokrasileri halkın katılımını esas alır. Bu bağlamda, Orta Çağ’da meşruiyetin, toplumsal hiyerarşinin derinleştirilmesi ve halkın katılımının neredeyse imkansız hale getirilmesi açısından bir “karanlık” yönü vardır.

İdeolojiler ve Toplumsal Düzen

Orta Çağ’ın “karanlık” olarak nitelendirilmesinin bir diğer önemli nedeni, dönemin baskıcı ideolojileridir. Orta Çağ Avrupa’sında, skolastik düşünce ve Hristiyanlık, toplumun günlük yaşamını şekillendiriyor ve bireylerin düşünsel özgürlüğünü kısıtlıyordu. Kilise, bireylerin düşüncelerini denetleyerek, çok az sayıda kişinin fikirlerini yayabilmesine olanak tanıyordu. Bu, Orta Çağ’ın toplumsal düzenini kurarken, insanlar arasında büyük bir zihinsel eşitsizlik yarattı. Katılım ve bireysel özgürlük kavramları, neredeyse yoktu.

Örneğin, skolastik düşünce, bireylerin doğa olaylarını, toplumsal olayları ya da ekonomik düzeni sorgulamalarına imkân vermezken, insanları belirli bir inanç çerçevesine sıkıştırıyordu. Günümüz toplumlarında ise ideolojiler genellikle çok daha çeşitli ve dinamik bir yapıya sahip. İnsanlar farklı siyasi, kültürel ve ekonomik ideolojilere sahip olabilirler ve bu ideolojiler, bireylerin toplumsal düzen içindeki rollerini tanımlar. Bu çeşitlilik, katılımı artıran ve toplumsal düzenin daha adil olmasına zemin hazırlayan bir özellik taşır.

Yurttaşlık ve Demokrasi: Katılımın Kısıtlanması

Orta Çağ’da yurttaşlık ve demokrasi gibi kavramlar, tam anlamıyla yoktu. Feodal sistem, sadece asil sınıfın haklarına sahip olduğu bir toplum yapısını pekiştirirken, sıradan halk, yani köylüler ve serfler, sadece birer üretim aracı olarak görülüyordu. Hükümetler ya da yöneticiler halkın isteklerini dikkate almazlar ve halkın karar alma süreçlerine katılımı yoktu. Günümüzle karşılaştırıldığında, bu durumun ne denli geride kalmış bir toplumsal düzen oluşturduğunu söylemek mümkündür.

Modern demokrasilerde, yurttaşlık kavramı, bireylerin siyasi ve toplumsal hayatta aktif bir şekilde yer almasını sağlar. Bu, seçimlere katılma, siyasi partilere üye olma ve hatta sivil toplum kuruluşlarında yer alma gibi bireysel eylemleri içerir. Katılım, demokratik yönetimlerin temel yapı taşıdır. Ancak, bazı güncel otoriter yönetimler, halkın katılımını sınırlayarak bu temel ilkeden sapmaktadır. Örneğin, günümüz bazı otoriter rejimlerinde, seçimler sadece belirli grupların iradesini yansıtır ve halkın siyasi hayattaki katılımı kısıtlanır. Bu durum, Orta Çağ’daki egemenlik anlayışına benzer bir şekilde halkın siyasal katılımını engellemektedir.

Orta Çağ’ın “Karanlık” Yönü ve Modern Dünya

Orta Çağ’ın “karanlık” olarak tanımlanması, sadece bilimsel ya da teknolojik bir geri kalmışlıkla değil, aynı zamanda toplumsal düzenin katı, baskıcı ve katılımın neredeyse yok denecek kadar sınırlı olduğu bir çağ olmasıyla ilgilidir. Bu dönemde iktidar, meşruiyet ve toplumsal düzenin temelleri, halkın isteklerinden bağımsız bir şekilde şekillenmiştir. Gücün bir avuç elitin elinde yoğunlaşması, bireysel özgürlüklerin ve katılımın kısıtlanması, bu dönemin en belirgin özelliklerindendir.

Günümüz dünyasında ise, demokrasi, meşruiyet ve yurttaşlık gibi kavramlar çok daha geniş bir anlam taşır. Ancak, güncel siyasal olaylarda da, özellikle otoriter yönetimlerin yükselmesiyle birlikte, halkın katılımının sınırlanması ve iktidarın sadece belli grupların elinde toplanması gibi Orta Çağ’dan izler görmek mümkündür. Bu bağlamda, Orta Çağ’ın “karanlık” yönleri, günümüzdeki bazı gelişmelerle karşılaştırıldığında, hala geçerliliğini koruyan bir uyarı işlevi görebilir.

Provokatif Sorular: Gelecekte Ne Olacak?

Orta Çağ’ı “karanlık” olarak tanımlayan perspektif, yalnızca tarihi bir bakış açısı sunmakla kalmaz, aynı zamanda modern toplumları da sorgulamamıza olanak tanır. Günümüzde demokrasiler, halkın katılımı ve ideolojik çeşitlilikle şekillenirken, otoriter eğilimler de hızla yükselmektedir. Bu noktada, şu soruları sormak önemlidir:

– Günümüz toplumlarında halkın katılımı gerçekten yeterli mi?

– Otoriter rejimler, eski güç yapılarını yeniden inşa etmeye mi çalışıyor?

– Katılım ve meşruiyetin eksik olduğu bir toplum, ne kadar sürdürülebilir?

Bu sorulara vereceğimiz cevaplar, gelecekteki toplumsal düzenin nasıl şekilleneceğini belirleyecektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betxper