İçeriğe geç

Parisle Fransa aynı mı ?

Paris ile Fransa Aynı Mı? Hadi Gel, Bu Soruyu Cevaplayalım!

İzmir’de büyüyen biri olarak, hayatımın büyük bir kısmı “neredeyse” Paris’te yaşamış gibi, yani çoğu kişi bunun “Fransa” demekle aynı şey olduğunu düşünüyor. Ama durun bir dakika, Paris ile Fransa aynı şey mi? Hadi bunu bir konuşalım. Bu konuda konuşmak, biraz da benim içsel huzursuzluğumu dışa vurmak gibi bir şey olacak aslında. Çünkü ben, Paris’i görmeden, “İyi bir Parisli olabilirim” diyordum. Sonra bir gün… bakış açım değişti, ama neyse ki değiştirdiğim sadece kafamdaki bazı şeylerdi.

Hadi Biraz Paris’te “Yaşam” Deneyelim

Paris… Ah Paris! Düşüncesi bile insanı romantik yapar. O şehrin adı bile, üzerinde düşündüğünüzde sanki bir başyapıt gibi gelir. Ama mesela, İzmir’deki en iyi arkadaşım, Paris’i düşündüğünde sadece oranın simgesi olan Eyfel Kulesi aklına gelir. Çünkü Paris’in dışında kalan yerler de var, değil mi? Fransa, bu muazzam ülkenin sadece küçük bir parçası, ama sanki her şeyi tanımlayan bir sembol. Mesela Fransa’nın tüm kırsal kesimini düşünün. Çimenler, üzüm bağları, köy yolları… Eyfel Kulesi’ni falan kimse hatırlamıyor. Paris ile Fransa’nın arasındaki farkı göz önüne aldığınızda aslında çok derin bir konuya dalıyorsunuz, en azından ben öyle hissediyorum.

“Ya, Paris’te Herkes Moda İkonu Mı?”

Bunu sorarken, aslında kafamda bir anlık, “Yani, nasıl bir soru bu?!” diye düşündüm. Ama çok basit bir soruydu, kabul ediyorum. Yani, sadece Paris’te mi modayı insanlar en iyi şekilde giyiyorlar? Herkesin Paris’e bakış açısı farklı. Ama işin garip tarafı, buradaki herkes biraz da bu şehri bir tür ‘moda yarışması’ gibi görmekte. İzmir’de, ne kadar şık olsan da kimse senin üzerine bakmaz. Ama Paris’te, mesela işine gitmek için 8:30’la 9:00 arası dışarı adım attığında, insanlar seni bir Hollywood yıldızı gibi izliyor, ama gözlerinde “Bu adam nasıl bu kadar rahat görünüyor?” bakışı var.

Bir yanda sokak çalgıcıları, öte yanda parkta kitap okuyan insanlar… Şehri görüp “İyi ki buradayım!” diyorsunuz ama içten içe de, sanki giydiğiniz ayakkabılar sizi ele veriyor. Sonuçta, ne kadar “çağdaş” bir Parisli olsan da, herkesin bakışlarında bir “kırmızı alarm” oluyor.

Fransa ve Paris Arasındaki O “Renkli” Fark

Evet, Paris her zaman eğlenceli, her zaman canlı… Ama sonra, kendinizi Paris dışında bir yerde bulduğunuzda “Acaba yanlış mı geldim?” diye düşünmeniz mümkün. Fransa’nın büyük bir kısmı, çok sakin, mütevazi, ve gerçekten zamanın yavaş aktığı yerler. Mesela Paris’te iki gün geçirip Lyon’a gittiğinizde, yavaşça kaybolmuş bir dünyaya adım atıyorsunuz. Her şey sessiz, sakin ve asıl Fransa bu gibi bir hissiyat veriyor. Hani, Paris bir şehrin yıldızıyken, Lyon veya Nice bir yeraltı sanatçısı gibi. Ama bu çok ilginç bir şekilde güzel. Yavaşça akıp giden nehirler, uzun yürüyüş yolları ve eski taş duvarlar… İç sesim şöyle diyor: “Evet, burası Fransa, ama Paris’teki gibi aynı değil.” O zamanlar insan biraz da “Haa, demek Paris’le Fransa farklıymış” diyor.

“Ya Ama Paris’te Çalışanlar Sürekli Koşuyor, Bunu Nereye Koyacağız?”

İzmir’de sabah 9’dan akşam 5’e kadar işimiz yokmuş gibi rahat rahat yürürken, Paris’te bir gün çalışmaya başlasam, günde 10 bin adım atabilirim. Çünkü Paris’te koşan insanlar var! Yani şehre dair hiçbir şey, sana dinlenmeye zaman bırakmıyor. Bu yüzden bir gün Paris’te kafeyi bulmaya çalışan birisi, aniden kendisini bir yarı maratona katılmaya karar vermiş gibi hissediyor. Sadece kafeyi bulmak bile ayrı bir mesafe!

Şimdi, bunu biraz mizahi bir şekilde ele alalım:

Ben (İç Ses): “Hadi ama, kafeyi bulamıyorsan, belki de sen Paris’te yaşamayı henüz hak etmiyorsundur.”

Barkeeper: “Ne yapalım, Paris böyle bir yer.”

Ben (İç Ses): “Bir dakika, Fransa demek mi istedin? Çünkü Paris başka bir dünyaya ait gibi…”

Gerçekten, Fransa’da yaşayan herkes Paris’i farklı algılar. O yüzden soruyu soralım: “Paris’le Fransa aynı mı?” diye. Tabii ki değil! Bazen, Paris’i baştan sona gezdiğimde, Fransızların sadece oraya değil, her yere farklı gözlerle baktığını düşünmeden edemiyorum.

Şehirdeki Yavaşlık Beni Mi Delirtiyor?

Mesela, Paris’te sabah işe gitmek ne kadar yoğun geçiyorsa, Lyon veya Bordeaux’da hayatın ritmi öyle değil. Sabah işe gidiş yolu bile bir sanata dönüşüyor. Yavaş yavaş giden trende karşınıza çıkan Fransızlar, bir yandan kahvelerini yudumlarken, bir yandan da dinlendirici bir şekilde “Bir gün beni anladığınızı hissedeceksiniz” bakışları atıyorlar. Bu da insana, bir anda çok büyük bir kültür şokunu hissettiriyor. Yani, Paris’te insanlar bir an önce hedefe varmak için sabırsızken, Fransa’nın diğer şehirlerinde insanlar aslında yavaş ama emin adımlarla ilerliyorlar.

Sonuçta, Paris’le Fransa Farklı mı?

Buna cevap vermek bazen biraz kafa karıştırıcı olabilir. Çünkü Paris, Fransa’nın kalbi. Ama Fransa’nın sadece bir kısmı. Yani, Paris’teki nehirlerin kenarında yürürken, “Bu ne kadar güzel, hayatımı burada geçirebilirim” diye düşünürken, Lyon’daki sabah güneşi sizi başka bir dünyaya taşıyor. Kıssadan hisse, Paris her ne kadar harika olsa da, Fransa’nın geri kalanı, bambaşka bir dünya.

Sonuç olarak, evet, Paris ile Fransa kesinlikle farklı. Ama bu farklar, şehri ve ülkeyi farklı şekillerde deneyimleme fırsatlarını da beraberinde getiriyor. Paris’i seviyorsanız, Fransa’nın geri kalanını da çok seveceksiniz. Birinin üzerine yoğunlaşmak, diğerini görmeyi engellemez, ama bazen Paris’in gürültüsünden uzaklaşıp Fransa’nın sakinliğine de kapılmak gerekir.

Ve son olarak… Eğer bir gün Paris’te kaybolursanız, “Fransa”nın geri kalanını görmek için iyi bir fırsatınız olmuş demektir. Belki de bu kaybolmuşluk, gerçekte bir keşfin başlangıcıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betxper